Mektup

Hayatta herkesin yapmaktan heyecan duyduğu şeyler olduğuna inanıyorum.
Benimde var tabi ki.
En çok istediğim şeylerden birisi, mektup yazmak. Hani bildiğimiz mektup. Beyaz bir kağıda, el yazımızla yazdıktan sonra katlayıp, bir zarfa koyduğumuz.
Hiç mektup yazacak kimsem olmadı, nedenim olmadı. Nasıl bir duygu olduğunu çok merak etmişimdir. Özenle o uzun yazıyı yazıp olmadığında tekrar tekrar baştan başlamanın nasıl bir keyif olduğunu her insan anlayamaz.

Birde mektup almak istiyorum. Düşünsenize ne kadar heyecanlı. Sizin adınıza gelmiş ve açılmayı bekleyen bir zarf. İçinde gönderenin kendi el yazısıyla yazdığı, elinin, bileğinin kokusunun sindiği bir mektup. Okuduktan sonra gözlerimi kapatıp, nasıl yazıldığını düşünürüm. Yazan kişiyi hayal ederim, çünkü o mektubu yazarken aklında sadece ben vardım. Kafasını ben meşgul ediyordum. Bunu gerçekten çok istedim, ama hiç mektup gönderenim de olmadı. Sadece haftada bir gelen postalarım, internetten sipariş ettiğim kitaplarım falan filan. Yine de onları açmaktan bile keyif alıyorum diyebilirim.

Herhalde ömrüm yeter de, bana gerçek bir mektup gelirse, şöyle karşıma koyup saatlerce açmadan seyrederim onu. O keyfi yaşarım.
Sonra açıp tekrar tekrar okurum, koklarım. Belki sevgiliden gelmiştir, belki arkadaştan ya da unuttuğumu sandığım bir insandan. En güzeli de bu olsa gerek.

”Şimdi durup sen nasıl adamsın lan, ne acayip huyların var” diyebilirsiniz. Ben olsam derdim.  Ciddiyim.

Reklamlar