Kursakta Kalmış Hevesler

Küçükken hep bisikletim olsun isterdim. O zamanlar mahalledeki hemen her çocuğun en jantisinden bisikleti vardı. Onlar kaldırım kenarına park ederler, bisikletli çocuklar grubu olarak muhabbetlerine bakarlardı…

Kimisi yeni taktırdığı su matarasını, kimisi ambulans sesi çıkaran pilli kornasını, kimisi de yıldızlı jant süslerini övünmekle bitiremezdi saatlerce. Ama ben hep onları uzaktan seyreder, yanlarına yanaşma cesaretini göstersem bile muhabbetlerine karışmadan sessizce dinlerdim. Anlattıklarının hiçbirine sahip değildim çünkü.
Onların da beni pek taktığı yoktu zaten. Hep böyle bir dışlanmışlık falan.

Gün geldi benimde bisikletim oldu tabi, hem de direksiyonu aynalı olandan. Düşe kalka sürmeyi de öğrendim tabii.

Tam yeni yeni öğreniyorum, hoop çaldılar bunu.
Hem de niye biliyor musunuz? hemen geri dönerim düşüncesiyle eve sokmayıp pencerenin kenarına yasladım diye.
Herkesi kendim gibi sandım diye. Başka insanlarda benim gibi sahip olmadığı şeylere göz koymaz diye.
İşte o gün bu gündür hiç bisikletim olmadı benim. Çok kez alma teklifinde bulunsalar da, ben istemedim. Aslında şimdi anlıyorum, çaldıkları şeyin sadece bisikletim olmadığını.

Ne zaman bisiklet görsem, hep bir kırıklık. Böyle kursakta kalmış hevesler…

Reklamlar