Hayat’ın Kıyısında

Ben her zaman hayatı, kıyısından köşesinden yaşamayı seven bir insan oldum. Hiç büyük beklentilerim olmadı, yıllar sonrasını düşünerek yaşamak yerine, küçük şeylerden keyif almaya başladım.
En şekilli partiler, geziler yerine, ellerim cebimde, ayaklarımı yere sürterek gezmeyi tercih edebilirim. Hadi, atlayalım dediklerinde, bir saniye bile düşünmeden üzerimdeki kıyafetlerle denize atladığımı da biliyorum mesela.

Kucağımda koca bir paket mısır, karşımda izlemeye değer bir film varsa, zaman durmuştur benim için.
Sonra gidip elma ağaçlarına da tırmanırım, bir güzel de aşağı da düşerim. Ama toplarım elmaları da, bırakmam yani.
Gecenin bir yarısı uyanıp, duvarları seyrederim. Kaç kişinin uyuduğunu düşünürüm.
Yeri geldiğinde çok düzenli olurum, yeri geldiğinde masamın üzerinde boş bardaklar vardır, kaldırılmayı bekleyen. Kalemlerim hiç bir zaman kalemliğimin içinde olmaz. Rüzgardan kapanmasın diye, pencerenin arasına en güzel romanımı sıkıştırdığımda olmuştur.

Geceleyin kar yağmışsa, sabah uyandığımda kokusundan anlarım. Sonra soğuktan felç olana kadar şuursuzca yuvarlanabilirim kar yığınlarının içinde. Sıcaklara gelemem, hemen kuytu bir köşe, bir ağaç gölgesi ayarlarım kendime.
Yabancısı olduğum şehirlere gitmeyi severim. Hemen kebapçısıyla, dolmuşçusuyla muhabbeti kurarım. Hiç çekinmeden bilmediğim yerleri sorarım onlara.
Kavga etmeyi hiç beceremem, kalp kırmışsam uykusuz geceler başlıyor demektir.
Merdiven basamaklarını üçer üçer inip çıkarım, hayatı hızlı yaşarım. Büyük adımlar atarım.
Ayakkabı bağcıklarından nefret ederim.
Bir de, yaşlandığımda mahalledeki dükkanlara gidip, saatlerce konuşarak esnafın kafasını şişirmeyi planlıyorum.

Reklamlar